Altıncı Yılı Geride Bırakırken…

Profesyonel olarak  blog yazmaya tam 7 yıl önce başladım. O zamanlar ilham kaynağım Nahnu ve Ferruh gibi ustalardı. Elbette ki o zamanlar blog kavramını bilen pek fazla insan yoktu. Şuan yaptığımız iş kişisel web sitesi olarak değerlendirirlerdi.

Dün gibi hatırlarım o günleri. Pek az olsa da o zamanki blogların sıkı takipçileri vardı. Onların haykırışlarını, isyanlarını, hayata bakış açılarını, zevklerini, değerlendirmelerini, incelemelerini okurduk… Onların penceresinden, onların gözleri ile dünyaya bakardık. Hepsinin ayrı bir uzmanlık alanı, hepsinin hemen hemen her konuda söyleyecek birkaç paragraf yazısı olurdu.

Şimdilerde birçoğunun blog yazmayı bıraktığını görüyorum. 2005’den sonra popüler bir hale gelen bloglar bir aralar tavan yapsa da artık takip ettiğim kadarı ile büyük bir çoğunluğun blog yazmadığını, yazmayı ertelediğini bir süre sonra da sabit disklerin hiç dokunulmayan sektörlerinde unutulup gittiklerini görüyorum.

Binlerce, onbinlerce blog sahibi artık yazmıyor.

Bir hevesle başlayanlar, para kazanamayınca bir kenara atıyor.  Bir hevesle başlayanlar, popüler olamayınca bir kenara çekiliyor. Blog yazarak kazanacağınız 3-5 kuruşun ötesine geçmesi de ülkemizde biraz zor… Ya bir portal haline dönüşüp bu işi profesyonelce yapacak, blog kavramından daha çok bir haber sitesi konseptine çıkarak milyonlarca ziyaretçi alacaksınız… Ki bu şekilde reklam geliriniz iyi bir düzeye gelir.  Ya da blog yazarak, insanlara kendi pencerenizden, kendi gözlerinizden dünyaya bakma şansı verecek…

3, 5 kuruş kazanacaksınız…

Şu sıralar bloglar Sosyal Medya dediğimiz o büyük, kocaman dünyanın sağlam, sarsılmaz ve belki de hiç eskimeyecek bir ayağı haline gelmiş durumda. Elbette ki bloglara Amerika ve Avrupa’da ülkemizdekinden kat kat daha fazla değer veriliyor. Elbette ki onların blog kavramını bizlerden daha iyi durumda.

Aslında hiç de umurumda değil!

Markalar bana gelip reklam vermiyor. Ajansların bir çoğu 7 sene olmuş halen daha beni dikkate almıyor. Online dergi ve gazetelere milyarlarca para döküp banner veriyor… Fakat bir blog yazarına banner vermeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar.  Reklam alanlar da tanıtıkları sayesinde, iyi ilişkileri sayesinde reklamlara kavuşuyor. (Reklam alan elbette ki birkaç blog var… İstisna…) Blog yazarlarına diğerlerine  verdikleri değerin onda birini dahi maddi olarak vermiyorlar. Her ne kadar manevi bir değeriniz olsa da, her ne kadar da sevilseniz, her ne kadar da ürün inceleyip, blog yazsanız bile… Maddi açıdan bir blog yazarının diğerleri kadar değere sahip olması için milyonlarca hite sahip, reklam verenlerle iyi şekilde kişisel ilişkilerinin olması gerekiyor.

Kısacası para için yazacaksanız hiç kasmayın!

Popülarite için yazacaksanız, çok sağlam emek harcamak, kaliteli ve özgün içerik üretmek, yıllarca yıpranmak ve bir konuda uzman olmanız gerekiyor. Yani blog yazmaktan vazgeçebilirsiniz :) (Popüler olma hevesi ile yazmak isteyenlere…)

Neden yazıyorum?

Altı yıl önce şöyle bir durdum ve kendi kendime sormaya başladım. “Neden bir Türkçe kaynak da ben olmayayım?” O zamanlar Türkçe kaynak bulmak imkansızdı. Karar verdim ve 2005 Temmuz’unda başladım. Ben blog yazdıkça ziyaretçilerim oluşuyor, yorumlar yapılıyor, e-postalar atılıyordu. Evet Bir Türkçe kaynak olmak istemiştim…

Umarım başarabilmişimdir.

İşte o gün bu gündür yazıyorum, çiziyorum, doğru olduğuna inandığım görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum. Arada hata ettiğimiz de olmuştur, isyan ettiğimiz de… Hepsi için affınıza sığınıyorum.

Acısıyla tatlısıyla tam 6 yıl..!

Yıllardır beni takip eden arkadaşlar hiç yorulmadan yorum yaptılar yazılarıma. Google Pagerank 6 olduğumuz günler de oldu 3 olduğumuz günlerde… Aylık 200bin ziyaretçiye de kavuştum, 90bin ziyaretçiye de düştüm. Disk de yaktık, Host firmasından kovulduğumuz da oldu. Saldırı aldım, saatlerce blogumun kapandığı da oldu. Çok şükür ki hiçbirşeyden yılmadım. Sürekli yazmaya üşenmeden anlatmaya devam ettim.

Şimdilerde ise her elimizi attığımız yerde bir blog büyüyor. Gaza geliyor, koşuyor, yazıyor, çiziyor, etkinliklere katılıyor… Sonra da büyük bir çoğunluğu blog yazmayı, içerik üretmeyi bırakıyor! Sebebi belli onlar kendi pencerelerinden, hiçbir karşılık beklemeden yazabilmeyi unutuyor.

Halbuki blog yazmak bu mudur? Blog yazmak, kendi görüşlerini dile getirmektir. Bir konu hakkında blog yazarının kendi görüşlerini karşılık beklemeden aktarması, haykırması değil midir?

Yok yok siz en iyisi hiç blog yazmayın…

Eğer büyük beklentilerle, popüler olmakla, Starbucks’da kızların gelip sizden imza alması ile ilgileniyorsanız,  ay sonunda Google Adsense’den binlerce dolar para almayı bekliyorsanız, markaları peşinize takıp sömürmeyi düşünüyorsanız…  Bence siz blog yazmayı hiç düşünmeyin. Onlarca markaya saldırmayı, onları korkutmayı düşünüyorsanız hiç bulaşmayın.

Kendinize bir portal yapın, projeler geliştirin, ajanslarla ortak işler yapın, mikrobloglarda takılın… Hem daha kolay hem de daha çok kazanırsınız…

Para mı kazandım? Belki üç beş kuruş! Markalar peşimden mi koştu? Hayır! Dergilere, gazetelere milyarlarca para döken ajanslar bana gelip banner mi verdiler? Hayır! Ürün gönderildi, inceledik yazdık, karaladık, bazen sevmedim ürünü aynen kötü olduğunu anlattım. Bazen çok sevdim bas bas bağırdım… Sonra da ürünleri geri iade ettim. Birkaç paragraf yazı ve birkaç ziyaret…

Ne kazandım? 

Sadece onlarca dost, arkadaş, belki birazcık popülarite, üç beş kuruş para (onlar da kişisel iletişim… Bir iki tane banner geldi elbet. Sadece 7 yılda sadece bir iki tane firma, Zemana, Microsoft… (ve birkaç özel iletişimim olduğu ufak tefek firmalar, sağ olsunlar… Firma sayısı bir elimin 5  parmağımı hiçbir zaman geçmedi. İstisnai bir durumdur…) Kısacası blog yazmaktan keyif almanız lazım… Aksi takdirde beklentileriniz boşa gidecektir…

Gelelim istatistiklerime…

  • Şimdiye kadar toplam 2.318 yazı yazdım.
  • Bu yazılara toplamda 26.416 adet yorum geldi.
  • Şimdiye kadar 7.012.912 kişi blogumu ziyaret etti.
  • Çoğulda 12.305.131 sayfa ziyareti aldım.
  • Son olarak bloguma 319.036 tane dış bağlantı geldi.

Bu tabloyu gördükten sonra insanın yazma şevki iyicene artıyor…

TEAkolik.com artık 6 yılı geride bıraktı. İyisi ile kötüsü ile devam ettim. Siz değerli okuyucularımdan birçok eleştiri aldım ve kendimi bu eleştirileri dikkate alarak geliştirmeye çalıştım. Yorumlarda eleştiri de geldi, kavga etmek isteyenler de… Hepsini yayınladım!

Yazmayı ise hiç bırakmadım. Hiç ara vermedim! Bırakmaya da niyetim yok. Benim için blog yazmak artık ekmek, su, hava gibi temel bir ihtiyaç oldu. Bugüne kadar bana destek veren, bağlantı veren, tavsiye eden, yazılarımın altındaki Twitter paylaş butonlarına basan, okuyan, paylaşan tüm okuyucularıma teşekkür ederim.

“Altıncı Yılı Geride Bırakırken…” üzerine 17 yorum

  1. Nice sonsuz 6 seneler sizinle mutluluk icinde olsun.
    cok guzel bir anlatim olmus. calismalarinizda basarilar dilerim

    Cevapla

Yorum yapın

teakolik hamza şamlıoğlu blog logo

Wordpress altyapısını kullandığımız bu sistem, Sunucu Çözümleri firmasında yüksek performans sağlayan özel sunucularda barındırılmaktadır. Görüntülemek için en iyi Chrome tarayıcı, 1920x1080 çözünürlük ve Full HD Android telefonlarda çalışır. Ayrıca Sitedeki içeriği istediğiniz gibi çarpabilirsiniz. :)