israil Soykırımı!

Orta Doğu, tarih boyunca dinmeyen gerilimlerin, çatışmaların ve büyük insanlık dramlarının merkez üssü oldu. Ancak son yıllarda Gazze’de Filistin’de yaşananlar, modern tarihin en ağır insani krizlerinden biri bir soykırımı gözler önüne seriyor. Bölgeden gelen görüntüler, çocukların gözler önünde can vermesi, sivil can kayıplar (hoş asker mi var?) ve altyapının tamamen çökmesi, küresel kamuoyunda çok güçlü bir soruyu beraberinde getirdi…

İnsanlık bu trajediyi ne kadar daha sessizce izleyecek?

Dünyanın pek çok yerinde milyonlarca insan, sivil toplum kuruluşu ve hukukçu, yaşanan askeri operasyonları ve uygulanan ablukayı “soykırım” ve “insanlık suçu” kavramlarıyla tanımlıyor. Hoş o da yeni tanımlamaya başladılar. Yılladır çocukları katleden israil’e daha yeni bu yakıştırmayı yapabildiler. Bu tanımlamalar sadece duygusal bir tepki değil; uluslararası hukukun, Cenevre Sözleşmesi’nin ve temel insan haklarının açıkça ihlal edilmesine dayanan hukuki bir çığlığı temsil ediyor. Geçtim kanunları insanlığı vicdanı göstermesi gerekmez mi?

Yoksa siz Avrupa, “Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar” yani bir “HAYVAN” mı?

Evet Hayvan Olmak Lazım!

Hayvan olmak lazım ki vicdansız olabilmek lazım. Hayvandan daha aşağı olmak lazım ki bu zulme dur demeyi geçtim desteklemek için… Hayvan oğlu hayvan olmak lazım ki bu soykırımı ağzına bile almamak için…

Elmastan Kömüre, Gafil İnsana Bir Sitem

Sen kâinatın en güzel eseri olarak yaratıldın. Kur’an senin için “ahsen-i takvim”, yani en güzel kıvam diyor. Akıl verildi sana, kalp verildi, vicdan verildi. Gökler ve yer senin hizmetine sunuldu. Bir çiçeğin rengi, bir yağmurun sesi, bir çocuğun gülüşü senin için vardı. Peki sen ne yaptın bu emanetle?

Bak, dünya yanıyor. Bir yanda enkazın altından çıkarılan çocuklar, bir yanda ekran başında kahvesini yudumlayan sen. Bir yanda “su” diye inleyen bir ihtiyar, bir yanda “bana ne” deyip kanalı değiştiren sen. Sen o güzel kıvamda yaratılan insan değil miydin? Ne oldu sana?

İnsan, Yaratıcısıyla bağını kopardığında üzerindeki ilahi nakışlar karanlığa gömülürmüş. Her biri parlak bir elmas olan kabiliyetleri sönük bir cama döner. Geriye yalnız et ve kemik kalır. O zaman insan, hayvanların en âcizi, en muhtacı ve en kederlisi hâline düşer. Küfür, Üstat’ın deyişiyle insanın özünü yıkar ve onu “elmastan kömüre kalbeder.“

Eğer kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse o vakit bütün o manidar nukuş-u esma-i İlahiye karanlığa düşer, okunmaz. Zira Sâni’ unutulsa Sâni’e müteveccih manevî cihetler de anlaşılmaz. Âdeta baş aşağı düşer. O manidar âlî sanatların ve manevî âlî nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve göz ile görülen bir kısmı ise süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip nihayet sukut eder. Her biri birer parlak elmas iken birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. Maddenin gayesi ve meyvesi ise –dediğimiz gibi– kısacık bir ömürde hayvanatın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde yalnız cüz’î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte küfür, böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalbeder.

Bu bir israil soykırımıdır!

Bu insani trajedinin sona ermesi için atılması gereken adımlar aslında tüm dünya tarafından biliniyor. Ancak atılmıyor. Götü boklu…

Götü boklu iki tane karikatürist öldü diye ayağa kalkıp kolkola avrupanın sokaklarında yürüyüş yapan Avrupanın liderleri bugün sus pus… Hatta israil destekçisi…

Gazze’de yaşananlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın ortak sınavıdır. Çocukların bombalar altında can verdiği, annelerin çaresizce feryat ettiği bir dünyada barıştan ve adaletten bahsetmek imkansızlaşır. Bugün Gazze için ses çıkarmak, sadece siyasi bir duruş değil; vicdani, ahlaki ve insani bir zorunluluktur.

Yorum yapın